Koronavirüs ile mücadele konusunda başlatılan bağış kampanyanları ile ilgili tartışma sürerken bir başka bağış tartışmasının da turizm camiasında yaşandığı ortaya çıktı.
Hürriyet yazarı Fatih Çekirge, Türkiye Seyahat Acentaları Birliği'nin (TÜRSAB) içinde olduğu zorunlu bağış skandalını köşesine taşıdı. Seyahat acentalarının bu paraları yatırırken banka dekontlarının açıklama bölümlerine, “Zehir zıkkım olsun”, “zorla ödenen bağış” tarzında tepkili ifadeler kullandıkları ortaya çıktı.
Çekirge’nin köşesine taşıdığı bağış skandalı şu şekilde:
Koronavirüsün turizmi sarstığı günlerde “Turizm nasıl gidiyor?”, “Turizmcinin morali nasıl?” diye biraz araştırayım dedim. Bir baktım ki turizm camiası bir bağış skandalıyla çalkalanıyor. Hem de zehir zıkkımlı bir bağış skandalı.
Olay özetle şöyle:
Bir seyahat acentasının faaliyet gösterebilmesi için Türkiye Seyahat Acentaları Birliği’ne (TÜRSAB) üye olması gerekiyor. TÜRSAB bunun için zorunlu bağış topluyor. İşte skandal da burada patlıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı, bazı acentalardan gelen bu zorunlu bağış şikayetleri üzerine bir inceleme başlatıyor. Ve araştırmalar sonucunda genel müdürlük 31/03/2020 tarihli bir rapor yazıyor.
Rapor özetle şöyle:
1) TÜRSAB’ın sahip olduğu kamu gücünü üyeler üzerinde kullanarak eğitime katkı payı adı altında zorunlu bağış topladığı
2) Bu zorunlu bağışlarla 2018 yılında 1 milyon 563 bin lira, 2019 yılında 5 milyon 191 bin lira olmak üzere toplam 6 milyon 862 bin lira topladığı...
3) Acentaların bu paraları yatırırken banka dekontlarının açıklama bölümlerine, “Zehir zıkkım olsun”, “zorla ödenen bağış” türünden tepkili notlar koydukları
4) Toplanan bu bağışların çok büyük kısmının geri tahsil olanağı olmayan bazı kuruluşlara karşılıksız olarak borç verildiği
5) Eğitim amaçlı toplanan bağışların büyük bölümünün bu amaçla kullanılmadığı da tespit edilmiştir.

Korona günlerinde turizmin durumunu araştırmak için çıktığım yolda böyle bir “zıkkımlı bağış” skandalıyla karşılaşınca doğrusu şaşırdım. Öyle ya, Kamu kurumu niteliğindeki bir meslek örgütü bağış topluyor, üyeleri mecburen verdikleri paraların banka dekontlarına resmen “Zehir zıkkım olsun” diye yazıyor.
Bakanlık da gelen bu rapor üzerine TÜRSAB’a bağlı binlerce acenteye bir yazı göndererek, “Zorla ödediğiniz bağışları geri toplayabilirsiniz” diyor. Acenta başına ortalama 5 bin lira olan bağışlar bakalım geri toplanabilecek mi? Tabii olayın başka bir boyutu daha var. Hepsini kast etmiyorum ama. Türkiye’de ne yazık ki STK’ların bir bölümü uzun süre aynı yönetimlerde kalınca bir çözülme, bir bozulma başlıyor. Bakın, hangi yapıda böyle yıllarca süren bir yönetim olduysa..
Kişilerin öncelikleri, kurumun önceliklerinin önüne geçiyor. Acaba diyorum…
Bu tür yarı kamu yönetimlerinde bir zaman kısıtlaması olabilir mi? Yani iki dönem yapan başkan bir daha seçilmese gibi…''
Yorumlar
Kalan Karakter: